Reklam sektöründe değişmeyen bir gerçek vardır. Büyük spor karşılaşmaları elde ettikleri yüksek izlenme payları ile yüksek reklam çeker. Dünya reklam harcamalarını bakıldığında Olimpiyatlar ve Dünya Kupası tarzı büyük spor etkinliklerinin olduğu yıllarda reklam gelirleri artışı normal seyrin üstünde olur. Türkiye’de de durum aşağı yukarı aynıdır. Formula 1′in Türkiye’de ilk yapıldığı sene yayıncı kanalın, o haftasonu elde ettiği gelir o ayın tüm gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturuyordu. Milli maçlar ve Türk takımlarının Avrupa kupaları maçları kanalların reklam gelirlerini patlatır ve yüksek ratingli pek çok dizinin iki katından fazla reklam çeker.
Gelelim bu işin en kralına. Ocak ayı reklam sektöründe Super Bowl reklam bedelinin polemik ayıdır. Her sene bu zamanlarda Türkiye’deki gazetelerde bile Super Bowl’da yayınlanacak bir spotun bedeli ile ilgili haberler çıkar. Super Bowl, spor pazarlaması ve reklamcılığının enilginç konusudur ve ayrıca bir branş olacak kadar önemlidir.
Öncelikle tanımlayalım nedir bu Super Bowl? Kısaca Amerikan Futbol Ligi’nin (NFL) şampiyonluk maçıdır. Her sene Şubat ayında bir önceki yılın finali olarak yapılır. Peki nedir bunu bu kadar ilginç kılan? Bir kere sadece bir maç değil bir eğlence aktiviteleri kombinasyonudur. Maç öncesinde, arasında ve sonrasındaki konserler ve showlarla birlikte ortalama bir Amerikalının tüm eğlence ihtiyaçlarını bir seferde karşılabilecek tek etkinliktir. Bu özelliğiyle Super Bowl Amerika’da en çok izlenen televizyon programıdır. Her yıl aldığı rating %50 civarında yani yaklaşık 100 milyon kişi bu karşılaşmayı izliyor. Ayrıca Amerika’da Şükran Gününden sonra en çok yiyecek tüketimin olduğu gündür.
Devamı… “Şimdi Reklamlar – Super Bowl”
Etiketler: Medya, Reklam, Sports Marketing, Super Bowl
Avustralya Açık’ta ikinci haftaya yani final haftasına girerken geçtiğimiz haftanın bir analizini yapmak istiyorum. Bu hafta hem kadınlar da hem de erkeklerde kendilerinden çok şey beklenen iki isim elendi: biri Jankovic diğeri Murray. Turnuva’nın en inanılmaz hikayesi tabii ki Jelena Dokic’e ait. Avustralya Açık artık geri dönüş turnuvası olarak anılmaya en büyük aday. Daha önce Monica Seles, Jenifer Capriati ve Serena Williams’ın dönüşüne sebep olan Avustralya Açık bu sefer Dokic’in mucizesine tanıklık ediyor.
Turnuvanın yorumuna birazdan değineceğim ama pazarlama açısından bu seneki turnuvuda dikkatimi çeken bir iki nokta var. Bu seneki Avustralya Açık taraftarlara yönelik başarılı ineraktif uygulamalarıyla diğer Grand Slam’lere göre ben de farklı bir izlenim yarattı. Maçları çok sık cep telefonundan takip eden biri olarak pek çok turnuvanın websitesinin cep telefonuna uyumlu olmaması nedeniyle pek çok sıkıntı yaşıyordum. Avustralya Açık bu eksikliği görmüş ve websitesini cep telefonuna uygun hale getirmiş. (İlgilenenler için www.australianopen.com/mobile) Buna ek olarak bloggerlar da düşünülmüş ve canlı skor widgetları tasarlanmış(bir tanesini sitemde görüyorsunuz) Buna benzer taraftarları hedef alan pek çok etkinlik var. Tabii Amerika Açık’la kıyasla özellikle Arthur Ashe Kids Day düşünülürse etkinliklerin çoğu sadece maçların yapıldığı arena ile sınırlı kalıyor ve yeterince ses getirmiyor. Yine de tenis pazarlama aktivitilerini giderek daha iyi kullanıyor.
Devamı… “Avustralya Açık: İlk Haftanın Ardından – Sürprizler, Mucizeler”
Etiketler: Grand Slam, Tenis
EIAA’nın (The European Interactive Advertising Association- Avrupa Interaktif Reklamcılık Derneği) 2008 yılında yaptığı bir araştırmaya göre dijital veya interaktif medyanın taraftalarların mecra seçiminde hızla yükseldiği görülüyor. 1920-50 arası gazete ve radyo, 1950′den 1990′lara televizyon taraftarların birinci mecrası iken şimdi interaktif mecralar özellikle internet taraftarlar için çok önemli bir mecra.
Araştırmaya göre:
· Avrupa’da spor taraftarlarının %32’si TV’yi ve interneti aynı anda kullanırken diğer kullanıcıların %16’sı bu iki medyayı aynı anda tüketiyor.
· Spor taraftarlarının %73 en yoğun medya tüketim zamanlarında (17.30- 21.00 arası) televizyon izlerken %68′i internet kullanıyor.
Devamı… “Taraftarların Interaktif Medyaya Kayışı”
Etiketler: İnteraktif Medya, Sports Marketing

Sezonun ilk Grand Slam’i, bugün Melbourne’de başlıyor. Bu sene turnuvada Maria Sharapova haricinde önemli bir eksik yok. Bu sene ayrıca son 5 senedir ilk defa turnuvada ne kadınlarda ne de erkeklerde açık bir favori yok. Avusturalya Açık’ın canlı skorlarına (Live Scores) sağ alt köşedeki scoreboard’dan ulaşabilirsiniz.
Kadınlarda Henin’in eksikliği hala doldurulamıyor, Sharapova’da sakat olduğu için şampiyonluk herkesin olabilir. En muhtemel adaylar sırasıyla bu seneye çok formda başlayan Elena Dementieva, artık bir numaradaki yerini bir Grand Slam’le kutsamak isteyen Jelena Jankovic, Grand Slam’lerde kaçıncı sırada ve ne durumda olurlarsa olsun her zaman potansiyel şampiyon olan Williams kardeşler. Sürpriz yapabilecek isimler ise Dinara Safina ve Carolina Wozniacki(ki çok büyük süpriz olur) olabilir.
Erkeklerde ise şampiyonluk tahminleri 4 isim etrafında dönüyor. Bugüne kadar “tenis iki kişiyle oynanıp sonunda Federer’in kazandığı bir oyundur” sözünü defalarca kanıtlayan Federer bir önceki Avusturalya Açık’ı Djokovic’e , bir numara tacını da Nadal’a kaptırmış oldupundan kanadı kırılmış bir favori olarak göze çarpıyor. Nadal artık bir sert kort Grand Slam’i kazanma isteği ve sonunda bir numara olmanın verdiği güvenle önemli bir favori. Ama geçen sezonun son 1.5 ayını sakatlı geçirmesi, hala formunu yakalayamamış olması Nadal’ın yine bir dahaki seneye demesine neden olacak gibi. Djokovic ise geçen seneye iyi başlayıp, ortalarda durağanlaşıp sonunda seneyi Masters Cup şampiyonluğu ile iyi kapatmıştı. Ama 2009′da sistemi formatlayıp yeniden yüklerken driver problemi yaşamış gibi görünüyor. 2009′daki üstün formu nedeniyle herkesin Andy Murray’e potansiyel şampiyon, en büyük favori gözüyle bakması bana patlamaya yakın bir balon gibi görünüyor. 4 favorinin hiç birine şampiyon olur diyemedim ama yine de bir tahmin yapayım. Gönlümün favorisi her zaman Nadal, Federer her turnuvanın favorisidir, süpriz ise Roddick’ten gelebilir.
Etiketler: Avustralya Açık, Grand Slam, Tenis

Wilt Chamberlain
Geçen hafta Mehmet Okur’un Indiana Pacers maçında attığı 43 sayıyla, NBA’deki diğer oyuncuların bir maçta attığı en çok sayı miktarlarını yanı kariyerlerinin en yüksek sayı miktarlarını inceledim. NBA’de bir maçta en çok sayı atan isim 1962 yılında New York Kincks’e tam 100 sayı atan Wilt Chamberlain. NBA’in ikinci, yakın tarihin ise maçta en çok sayı atan birinci oyuncusu ise 81 sayı ile Kobe Bryant. NBA’de bir maçta 60 ve üzeri sayı atmış oyuncu sayısı şimdilik 21.
Amerikalılar haricindeki sayı rekorlarına bakılınca Tony Parker 55, Dirk Nowitzki ise bir takıma en fazla 53 sayı atmış. Mehmet Okur ise şu anki rekoruyla Yao Ming ve Peja Stojakovic’in önünde. Oyuncular ve tek maçta attıkları sayı rekorlarının listesini burada bulabilirsiniz.
Devamı… “NBA’de Bir Maçta En Fazla Sayı Rekoru”
Etiketler: Basketbol, NBA
Küçükken arasıra televizyondan 2 sezon öncenin NBA maçlarını veya görüntülerini izlerken derdik ki “Bunların oynadıkları basketbolsa bizimkilerin oynadığı ne?” 1992 olimpiyatlarında Dream Team’in önüne gelen takımı neredeyse silip sürpürmesini, Hırvat oyuncuların NBA yıldızlarıyla maç sonrası fotoğraf çektirdiklerini gören bizler NBA’in Türkler için imkansız bir rüya olduğunu düşünüyorduk. Sadece Türkler için değil yetenekli Avrupalı beyazlar için bile NBA ulaşılması zor bir hedefti.90′ların sonlarına dopru küreselleşmenin artmasıyla, pazarlama hedefleri doğrultusunda NBA Amerikalıların tekeliinden çıkıp dünyaya yayılmaya başladı. Denizaşırı ülkelerdeki pazarları canlı tutmak, lisanslı ürünlerini ve yayın haklarının bu ülkere sokmak isteyen NBA kapılarını yabancı oyunculara tamamen açtı. Önce Yugoslav ekolü, ardından Avrupa yetenekler NBA’ye akın ettiler ve NBA bir dünya ligi haline geldi. Bugün artık NBA şampiyonu takım, Dünya Şampiyonu olarak adlandırılıyor ve gelecekte NBA liin bazı maçlarını merika dışında yapmayı planlıyor.
Türklerin NBA hayali ise 1998 yılında gerçek oldu. 1998 draftında, Efes Pilsenli Mirsad Türkcan, Houston Rockets tarafından seçilerek NBA’ye giden ilk türk oyuncu oldu. Mirsad NBA’de başarılı olmadı ama türk oyunculara bir kapı açmış oldu. 2000 yılında NBA’ye giden Hidayet Türkoğlu Ardında Sacramento Kings’le NBA’de başarılı performans gösterebilen ilk türk oldu. 3 sezon kaldığı Sacremento Kings’te Hidayet ortalama 75 maç oynadı. Ardında nbir sene San Antonio Spurs’le kaiyerinin en yüksek maç oynama rekorunu kırarak 8o maç oynadı bunların 44′ünde de sayı attı. Son 5 sezondur Orlando Magic formasını giyen Hidayet artık oynadığı her maçta sayı atıyor ve sayı ortalamasını geçen sezon 19.5′e kadar yükseltmeyi başardı.
Devamı… “Küreselleşen NBA ve Türkler”
Etiketler: Basketbol

Feel It - 2009
Sports Marketing deyince nedense herkesin aklına bir spor takımının pazarlaması geliyor. Oysaki sports marketing yani spor pazarlaması sporcular, federasyonlar, kulüpler, spor giyim markaları ve hatta bir spor dalının tümünün pazarlamasıyla ilgidir. İşte ATP’nin (Erkekler Tenis Birliği) son pazarlama kampanyası bir federasyonun hatta daha çok bir spor dalının pazarlanmasına yönelik güzel bir örnek. ATP, pazarlama faaliyetlerine 2007 yılı sonunda gerçekleştirdiği “Feel It” (Hisset) reklam kampanyasına başlamış bu seneki yeniden yapılandırma hareketiyle kampanyayı bütün bir pazarlama kampanyasına dönüştürdü. Kampanya sloganı itibariyle, NBA’in “I love this game”ini biraz çağrıştırıyor. Yine de kriz nedeniyle sponsorlarının bir kısmını kaybetmiş tenis için çok olumlu ve başarılı bir çalışma.
2009 yılı itibariyle ATP Tur yenilenerek ATP World Tour (ATP Dünya Turu) ismini aldı ayrıca yıllardır kullanılan servis atan adam logosu yerini kazandıktan sonra ellerini havaya kaldırmış adam figürüne bıraktı. Logodaki bu değişilik statik, kuralcı, oyuna yönelik Avrupa ekolünün; dinamik kazanmaya odaklı Amerikan ekolüne geçişinin bir yansıması. Tenis artık Amerikan tarzı pazarlama taktikleriyle özellikle Amerika ve Asya pazarlarında kendine yeni taraftarlar arıyor.
Devamı… “ATP World Tour Pazarlama Kampanyası “Feel It””
Etiketler: Sports Marketing, Tenis