Son bir haftadır spor sayfalarının en önemli gündem maddesi Galatasaray oldu. Geçen haftasonundan bu yana Galatasaray’ın adı salondaki şiddet olayları, sağlık sorunları ve en son akıl almaz bir şike skandalı gibi pek çok olayla anıldı. Önce Galatasaray Cafe Crown, Fenerbahçe Ülker basketbol maçında salonda olaylar çıktı. Bir kaç holigan, Fenerbahçeli oyunculara, ardından oyuncular da seyircilere saldırdı.
Bu şiddet olaylarının gölgesinde, Galatasaray Kulübü hafta içinde gelecek vadedebilecek bir projesini “GS Bonus kartın” tanıtımını yaptı. Hem güvenlik hem de pazarlama aracı olarak tasarlanan bu kartla Galatasaray, taraftarlarını tespit edebilme ve taraftarlarına özel kampanyalar sunabilme fırsatını yakalıyor. Bu kart son dönemlerde ürün gamını artırmaya çalışan Galatasaray için olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilir.
Tam olumlu bir gelişme oldu derken, Kulübü Arda Turan’ın ve altyapıdaki futbolcularının domuz gribi olmasıyla sarsıldı. Bu olayın yankıları sürerken Galatasaray Spor Kulübü’nün tarihindeki en büyük skandal patlak verdi. Fenerbahçe ve Oyak Renault kulüplerinin itirazlarıyla, Cemal Nalga’nın hazırlık maçlarında cezalı olmasına rağmen hem de takım arkadaşının formasıyla oynatıldığı, yetmezmiş gibi bir de üstüne federasyona yalan beyanat verildiği ortaya çıktı. Ardı ardına gelen kötü olaylardan sonra Galatasaray’ı çökerten işte bu darbe oldu.
Şiddet olayları nasıl çözülecek?
Salondaki şiddet olaylarıyla başlayayım. Futbolda ne yazıkki sıkça gördüğümüz holiganizm, futbol takımı fanatiklerinin vakit bolluğunda, kulüp avantaları sayesinde maçlara gelmesi sonucu basketbol salonlarında yine karşımıza çıktı. Burada sadece Galatasaray’ı değil tüm kulüpleri ilgilendiren önemli noktalar var. Futbolda şiddeti önlemekte güçlük çeken kulüpler neden bu taraftarları salonlara getirmekte ısrar ederler? Ayrıca salonu doldurmak için fanatik taraftar gruplarını otobüslere doldurup, bedava bilet veren kulüpler bunun kendilerine ne kadar zarar verdiğini görmüyorlar mı? Bu holigan gruplar yüzünden ne yazıkki basketbolu seven, fanatizm yerine oyunla ilgilenen, ailece medeni bir şekilde maç izlemek isteyen gerçek basketbol seyircisi salonlardan uzaklaştırılıyor. Bu tip olayları önlemek için öncelikle yaptırımlarda değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Görünen o ki saha kapatma çözüm değil. Bu olaylara karışan kişilerin belli bir süreyle tüm spor karşılaşmalarına (özellikle futbol) gitmeleri yasaklanmalı. Kulüpler, federasyonlar veya emniyet bu kişileri birebir olarak cezalandırmalı. Aksi takdirde kurunun yanında yaş da yanar ve bir faydası olmaz.
İkinci olarak gerçek basketbol seyicisi salona çekilmeli. NBA’de yapılan sports marketing aktivitelerinin büyük bir kısmını saha içi aktiviteleri oluşturuyor. Çünkü seyirci sayısı ve kalitesi maç için çok önemli. Sports marketing kapsamındaki yapılan aktivitelerin bir çoğu seyirciye yöneliktir ve seyirci sayısını artırmayı hedefler. Kulüpler seyirciyi salona çekmek için yaratıcı ve eğlenceli nedenler bulmak durumdalar. O zaman takımlar bu holiganları barındırmak için harcayacakları enerjiyi ve parayı sports marketing çalışmalarına harcasalar kaliteli seyirciyi stadlara ve salonlara çekmek için uğraşsalar daha iyi olmaz mı?
Aslında Galatasaray Kulübü’nün iyi niyetle bu hafta lansmanını yaptığı GS Bonus kart biraz bunlara yönelik bir girşim. GS Bonus Card’ın tanıtımını yapan Galatasaray Kulübü 2010 yılından itibaren yeni yapılan Turk Telekom Arena’ya taraftarların bu kart olmadan giremeyeceklerini açıkladı. Bu uygulama sayesinde kulüp her taraftarının yerini ve bilgilerini belirleyebiliyor. Bu şekilde olaylara karışan taraftar oturduğu yer ve kartıyla hemen tespit edilebiliyor. GS Bonus kart, bir takım eksikleri de olsa pazarlama ve gelir yaratımı açısından başarılı bir girişim, daha da önemlisi stad güvenliği konusunda bir devrim yaratabilecek bir gelişme.
H1N1 8- Galatasaray 0
Bir başka önemli konu Galatasaray takımının Arda ile birlikte 8 futbolcusunda görülen domuz gribi vakası. Galatasaray futbol takımı kaptanı Arda Turan’ın domuz gribine yakalanmasıyla altyapıda da aynı hastalıktan görülmesi, Galatasaray’ın sağlık konusunda da önlemlerini artırmasını gerektiğini gösteriyor. Domuz gribi şu dönemin en çok görülen ve önlenmesi en zor hastalığı belki ama tek bir sporcuda dahi hastalığın belirtilerinin görülmesi bence kulüpleri ekstra önlem almaya itmeli. Birkaç hafta önce benzer bir durum Fenerbahçe Ülker kulübünde yaşanmış, takımın oyuncularından Emir Preldzic’de grip belirtilerinin görülmesi ile birlikte oyuncu takımdan ayrılmış, takımın diğer oyuncuları da bir kaç gün evlerine gitmeyerek kontrol altında tutulmuşlardı. Başta da belirtiğim gibi her yerden ve herkesten geçebilen ve çabuk yayılan bu hastalık için önlem almak zor, ama yine de bu dönemde spor kulüplerinin daha da dikkatli olması gerekiyor.
Sabri’ydi Sarbi oldu, Cemal’di Tufan oldu
Gelelim en sevimsiz konuya. Geçtiğimiz yıllarda Sabri Sarıoğlu’nun sahaya sırtında Sarbi yazılı formayla çıkması epey alay konusu olmuştu. O komik bir yanlışlıktı. Ama cezalı basketbolcu Cemal Nalga’nın bir hazırlık maçında sahaya Tufan Ersöz’ün formasıyla çıkartılıp, sonrada Tufan olarak yutturulması nedir? Ben bu olayda ne yazıkki haklı veya kabul edilebilir bir unsur göremiyorum. Abartıldığına da inanmıyorum. Kafamızı kuma gömüp yaşayamayız. Madem temiz spor karşılaşmaları istiyoruz, benim takımım senin takımın ayrımı yapmadan sonuçlarına katlanılması gerekiyor. Sonuçta derecesi veya adı ne olursa olsun ortada bir sahtekarlık, onu örtmek için yapılan ikinci bir sahtekarlık var. Bence, sonrasında üretilen sakatlık ve milli duygular bahanelerinin hiçbiri de bunların yaşanmasına değecek nedenler olarak kabul edilemez.
Peki bundan sonra ne olacak? Çok başarılı bulmasam da milli takıma kadar yükselme başarısı gösteren ve Galatasaray Cafe Crown için faydalı olan Cemal Nalga’nın kariyeri ne yazıkki zarar görebilir hatta bitebilir. Sonuçta o çok genç ve yap denilen olaya itiraz edemeyecek konumda bir oyuncu. Keşke sağduyulu bir menajeri olsaydı da onu uyarsaydı. Okan Çevik ise, bu hatası sonucu bir daha birinci ligde bir takım çalıştıramayabilir. Ancak Galatasaray Kulübü, üzerine yapışan bu ayıbı nasıl temizleyecek merak konusu. Kökeni Türkiye’nin en köklü ve saygın eğitim kurumlarından birine dayanan bir spor kulübü bu rezalete onurlu bir şekilde göğüs germeli. Bazıları ligden ihracı haksızlık olarak görüyor ama, üzülerek söylüyorum ki yapılan şey bir şikedir. Galatasaray Kulübü gibi büyük bir kulüp de böyle küçük hesaplarla değil gerçek başarılarla bir yere gelmiştir. Bu nedenle hem taraftarına hem de kamuoyuna böyle bir olayın ve benzerlerinin bir daha yaşanmayacağını göstermelidir. Federasyonun ceza kararını beklemeden ligden çekilinse ve bir sene sonra ikinci ligden başlansa bence iyi olur. Ne kadar radikal bir karar olsa da Galatasaray bu kararla kendini yüceltebilir. Benim de gönlüm Darius Washington, Radoslav Rancik ve Simas Jasaitis gibi oyuncularla ligde iyi bir performans gösteren bu takımın böylesine cezalandırılmasına razı olmuyor ama burada doğru şeyi yapmak başarıdan daha önemli. Galatasaray belki iki sezonluk bir kayıp yaşayacak, sponsorlarını ve yabancı oyuncularını kaybedecek ama biraz da olsa itibarını kurtarabilecek. Hem hatırlarsanız, Galatasaray Bayan Basketbol takımı bundan 4 sezon önce ikinci lige düşmüştü. Aynı basketbol takımı geçen sene Avrupa’da Euro Cup şampiyonu oldu.
Başarısızlıkların ve kötü sonucun telafisi olabilir ancak itibarın telafisi olmaz. Galatasaray Kulübü bu hafta yaşananları iyice değerlendirmeli ve önlemlerini bir an önce köklü değişikliklerle almalı. Ligden çekilme aşırı olabilir ama bir şekilde önlem alınmalı. Belki o zaman bu kabus haftayı taraftar unutabilir ve gelecek için tekrar umutlanabilir. “Zamanla unutulur üstüne gitmeyelim Galatasaray’ın” diyenler de haklı, ama sağduyulu bir sporsever olarak olayın unutularak geçmesindense bir daha yaşanmayacağının garantisi verilerek temizlenmesinden yanayım.
