Sezonun 3. Grand Slam’i de geride kaldı. Avustralya Açık’ta alışıldık şampiyon Roger Federer koleksiyonun 16. Grand Slam’ini kazandı. Roland Garros ve Wimbledon’da ise şampiyon 2008’de de aynı dubleyi yapan Rafael Nadal oldu. Nadal’ın özellikle Wimbledon şampiyonluğunda Federer’in yarın final göremeden elenmesi çok faydası oldu.Nadal bu sonuçlarla 2009 yılında yaşadığı kabustan sonra tekrar bir numara oldu. Federer ise Kasım 2003’ten bu yana ilk defa üçüncü sıraya geriledi. Son 6 senenin efsanesi Roger Federer artık Grand Slam’lerde yarı final dahi göremeden elenebiliyor. Android dediğimiz, yenilmez dediğimiz dahi artık insani tarafını gösterebiliyor, onca başarı onca rekordan sonra artık biraz ağırdan alıyor. Federer’in yeniliyor olması iki şeyi gösteriyor. Bir, tanrı olmayan her kahramanın gösterdiği duraklama belki de düşüş evresine girdiği… gerçi kaul etmek lazım Federer’in düşüş evresi bile ilk 20’deki pek çok oyuncunun çıkış evresinden iyi olabilir. Ama hayranları için bu durum panik yapmak için yeterli. İkinci neden ve bence daha önemlisi artık tenisinin tamamiyle güce dayalı bir spora dönüşmesi.
Aslında tenisin güce dayanması yeni değil. Özellikle kadınlar tenisinde bu trendi boyları 1.80’nin üstünde, oyun planı rakibi topla beraber dışarı fırlatmak olan insan azmanı kızlar başlattı. Bu kızların gelişininin teknik isimler Hingis, Clisters ve Henin’ın çekilmesine denk gelişi, kadınlar tenisinde zaten var olmayan vuruş çeşitiliğini de tamamiyle yok etti. Artık kafa hizasından gelip kapatarak tüm gücüyle drive voleden bozma forehand mücadelesine dönüştürdü. Bu akımın isim ve fikir anneleri Willams kardeşlerin yanısıra azman slavlar kortlarda mutlak bir üstünlük kurdu. Williamslarla Sharapova dönem dönem kurdukları üstünlükle bu akımın başarılı isimleri olarak öne çıktı. Diğer tarafta saman alevi gibi parlayan ama iş Grand Slam kazanmaya gelince sönen hatta kimi zaman Grand Slam kazandıktan iki turnuva sonra sönen bir sürü yıldız gördük. Ana Ivanovic, Dinara Safina, Petrova, Jankovic.. Hepsinin ortak özellikleri, her iki taraftan tüm güçleriyle vurarak top öldürmeye yönelik tenis ve istikrarsızlık. Sanki maç başına oynamak için anlaşıp kulüpten parasını alamayınca maça çıkmayan futbolcular gibi bir iki turnuva iyi oynadıktan sonra neredeyse tenisi bıraktılar. Safina, Ivanovic, Jankovic WTA Tour’un son iki seneki bir numaralarından ama hem tenislerine hem de durumlarına bakıldığında bu ünvanın çok gerisideler.
Erkeklerde güce dayalı tenis fenomeni eskiden beri var olmakla birlikte son 5 senede hep Rafael Nadal’a ithaf edilen bir kavram oldu. Oysa Nadal bu duruma çoğunlukla kollarının yarattığı yanılsama yüzünden maruz kalıyordu. Nadal’ın tenisine inşaat işçisinin tenisle imtihanı bile denildi. (bkz. Guy Forget) Aslında dikkatli izlediğinde Nadal’ın rakibinin zayıflıklarında beslenen teknik ve taktik bir tenis oynadığı görülebilir. Çok koşması, uzun süre defansta kalması aslında taktiksel mücadelesinin bir parçası. Kaldı ki o kadar spinli topa vurmak rakibin bulduğu noktadan topu çizgi üstünde sektirerek veya koşu halinde kısa çaprazdan puan alabilmek büyük bir teknik becerinin sonucu. Nadal tabiiki ATP turdaki en teknik oyuncular arasında değil ama güce dayalı tenisçiler arasında da değil.
Federer’i bir kenara bırakırsak turda teknik oynayan çok az tenisçi kaldı. Son teknik baby Federer Gasquet’in hali malum, yarı final ötesini göremediği gibi artık ilk turlardan öteye gidemiyor. Belki Djokovic belki Murray mevcut popülasyonun içinde teknik kalan isimler oalrak sayılabilir. Ama onlar da ayakta kalmak adına çoğu zaman güç tenisi oynuyor. Federer özelinden gidersek, Federer’in son 3 Grand Slam yenilgisinin müsebibi Del Potro, Soderling ve Berdcyh 1.90 üstü boyda flat vuruşlara sahip isimler. Federer daha soğuk kanlı oynarken rahatlıkla başa çıkabildiği bu isimler, belli bir isabet yüzdesi tuturabildiklerinde Federer gibi teknik tenisçileri çok yorabiliyor. Aslında pek çok vuruşunun brandada patlaması gereken bu adamlar giderek daha fazla isabet kazanıyor. Her ne kadar tenisin doğası gereği flat vuruşlar olsa da bu kadar kuvvetli tek tip flat vuruşla başarı kazanabilen oyuncu geçmişte çok olmamıştı. Değişen raket teknolojisinin de buna katkısı büyük. Son teknoloji ürünü kompozit hafif raketler hem ekstra güç, hem de iyi bir kontrol sağlıyor. Bu sebeple uygulanan güce rağmen top saha içinde kalabiliyor. Fiziksel yapıları itibariyle daha az yorulan bu adamlar kol düşmesi dediğimiz bir zaman sonra isabet kaybetme gibi bir etkiye de çoğu zaman maruz kalmıyor. Ancak kadın tenisçilerde bahsettiğim durum onlarda da mevcut. Hepsi istikrar yoksunu bir Grand Slam’de final görüp iki ay sonra küçük turnuvalarda çeyrek final göremeden elenebiliyorlar. Erkekler de nispeten kadınlara daha istikrarlı oldukları için bu akımın önemli isimlerinin çoğunu ilk on içinde veya yakınında görebiliyoruz.
Henüz bu isimlerin çoğu tam bir istikrarı yakalayamasa da Federer ve Henin kalelerinin düşmesiyle tenis artık tamamen onların istediği gibi vur, kır, parçala taktiği ile oynanan bir oyun oluyor. Doğanın kanunu olarak güçlü olanın kazanması doğal ama bence kazanan fiziken değil, aklen güçlü olan olmalı.


