Ağu 02 2010

Alınamayan Rövanş

Kategori: Futbol,GenelCeyla Kütükoğlu @ 9:48 am

Blogu tekrar canlandırma çalışmalarıma çok sevdiğim, saygı duyduğum bir abim ve çalışma arkadaşımdan destek geldi. Bursa basınından ve Eurosport’un Afrika Kupası yayınlarından hatırlayabileceğiniz Koray Gürtaş bir anısıyla bloguma konuk oldu. Bu eğlenceli anısını benimle paylaştığı ve blogumda yayınlamama izin verdiği için kendisine sonsuz teşekkürler…

“Alınamayan Rövanş

Ankara’nın Aşağı Ayrancı semtinde bulunan Ahmet Vefik Paşa İlkokulu’nun bahçesinde oynadım kariyerimin ilk uluslararası maçını. Yıllar sonra gittiğimde gözüme küçücük görünen o bahçe o zamanlar Maracana gibi gelirdi bize. Uzun teneffüslerde her noktasında farklı bir aktivite vardı bahçenin. Birbirinden ayrı beş tek kale maçını, ip atlayan kızları, hırsız-polis oynayanları görmek mümkündü. İşte böyle bir günde 23 Nisan şenlikleri için ülkemize gelen İtalyan kafilesinin okulumuza ziyareti gerçekleşti. Üzerlerindeki kıyafetleri çok komik gelmişti. Önlerinde yöneticileri ve bizim okul idaresi şaşkın şaşkın bakıyorlardı etraflarına. Bir yandan da katılacakları gösteride büyük üstat Halit Kıvanç’ın olası Türkçe quiz ihtimaline karşılık içlerinden “ Merhaba Türk çocukları” tarzı kalıp cümleleri tekrarlıyorlardı.

Ne olduysa bahçede tüm hızıyla devam eden maçlardan birindeki topun İtalyan kafilesinin arasına gitmesiyle oldu. Bütün gün folklorik kıyafetlerle dolaştırılmaktan bıkmış yabancı misafirler kendi aralarında top çevirmeye başladı. Plastik yuvarlağın gecikmesi maçı sekteye uğrayan ekibi öfkelendirmişti ama misafire saygısızlık da olmazdı. En iyisi İtalyanları da mücadeleye dahil etmekti. Hemen kaleler kuruldu ve kıran kırana bir maç başladı. İtalyanlar kısa süre sonra bir gol buldu. Ardından da müdafaya çekildiler. Belli ki Katenaçyo anlayışı Çizme’de her yaş grubu tarafından benimsenmişti. Beraberlik için yüklendik ama küçük plastik topu iki mermer taşın arasından geçiremedik. Zaten mücadelenin ortasına sık sık hırsız-polis ekibi ile “veleybol” oynayan kızlar giriyordu. Bu sırada öğretmenleri İtalyanları çağırdı. Gitme vakitleri gelmişti. Yediğimiz golü çıkaramadık ve rakibin aniden toplanıp gidişini hüzünlü gözlerle izledik. TRT’den yayınlanan şenlikte sıra bir gün önce futbolda kapıştığımız İtalyanlara gelince, mağlubiyetin acısıyla olsa gerek bir kıskançlık dalgası kapladı içimi. Bunun doğal sonucu olarak da gösterilerini hiç beğenmedim.

Bu hadiseden yıllar sonra İtalyanlardan rövanşı alma fırsatını hiç umulmadık bir yerde yakaladım. Galatasaray Lisesi’nde okuduğum yıllarda aylak aylak Taksim’de arkadaşlarla dolaşırken askeri üniformalı adamlar yanımıza yaklaşıp yardım talebinde bulundular. Bir İtalyan savaş gemisiyle İstanbul’a gelmişlerdi ve kız arkadaş arıyorlardı. Parayla cinsel münasebet kurabilecekleri alternatifleri sıralamaya başladık ki yanlış anlaşıldıklarını ve fahişe değil sevgili istediklerini söylediler. Arkadaşlarımızdan Ayhan Çakmur da İtalyan milislere kibar bir üslupla bizim yıllardır arayıp bulamadığımız sevgiliyi bir gecede bulma şanslarının olmadığını bildirdi. Karşı cinsle temas şanslarının zayıf olduğunu anlayan yabancı dostlarımızla bu kez havadan sudan konulardan konuşmaya başladık. Kullanılan lisan kırık dökük bir İngilizceydi. Ama hem bizim hem onların memleket hasretleri sıcak bir ortam sağlamıştı. Uzun müzakerelerin ardından mevzu futbola geldi. Gemilerinin bir süre daha İstanbul’da olduğunu öğrendiğimiz askerleri Galatasaray Lisesi’nin meşhur Grand Cour’unda Pazar günü maç yapmaya davet ettik. Teklifimiz kabul edildi ve bir süre sonra da ayrıldık.

Büyük gün geldi çattı. İtalyanların geleceklerini pek tahmin etmiyorduk ama randevu saatinde okulda yerimizi aldık. Bir süre sonra üzerlerinde askeri üniformalarıyla gözüktü rakip takım. Geçmişte Metin Oktay, Turgay Şeren gibi efsanelere ev sahipliği yapan Grand Cour bu kez Türkiye-İtalya kapışmasına sahne olacaktı. Bizim takım yedi kişiydi. Onlar ise altı kişi gelmişlerdi. Güçleri dengelemek için o esnada okulda olan Adalı lakaplı İlker Gündoğdu’yu rakibe kiraladık. Futbolla pek alakası olmayan Adalı’nın bizim için ciddi bir tehdit oluşturmayacağını hesaplamıştık.

Maç çok ağır bir zeminde kapalı bir havada oynanacaktı. Santrayla birlikte günümüzün usta spor yazarı Mehmet Demirkol İtalyanların ağlarını havalandırdı. Kısa bir süre sonra da Tayfun Erpek’in uzaktan kaydettiği nefis gol geldi. Bir anda 2-0’ı bulunca, “beyler adamlar zayıf, misafiri fazla üzmeyelim” kararı alındı. Ama ilerleyen dakikalar aslında rakibin bizi baştan fazla ezmemek için karşılaşmaya düşük tempoda başladığını ortaya koyacaktı. Sonradan 3.Lig’de top oynadığını öğrendiğimiz Octavio bizi harmanlayıp harmanlayıp golleri sıralamaya başladı. Franco, Adriano derken adamlar bizi delik deşik yaptı. Adalı bile havaya girmiş 40 yıllık İtalyan gibi “ Octavio”, Franco” diye bağırarak top istiyor ve geleni de bizim ağlara bırakıyordu. Maç bittiğinde büyük bir hezimete uğramıştık. Skoru hatırlamıyorum ama kalecimiz Ata”nın çaresiz bakışları dün gibi aklımda. Benim için ise yenilginin acısı daha fazlaydı. Çünkü İtalyanlarla ikinci maçımdan da boynu bükük ayrılıyordum. Karşılaşmanın ardından Çiçek Pasajı’nda yenilen maç yemeğinde hesabın İtalyanlar tarafından ödenmesi bir ölçüde teselli oldu. Uzun ve keyifli bir sohbetin ardından ayrıldık asker dostlarımızla. Bize hatıra olarak birliklerini temsil eden fularlarını hediye ettiler. Kim bilir şimdi neredeler? Ve ben İtalyanlardan rövanşı almak için bir fırsat daha bulabilecek miyim?

Yazan: Koray Gürtaş

Paylaş
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • email
  • FriendFeed
  • LinkedIn
  • MySpace
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • Twitter

Tags: ,

One Response to “Alınamayan Rövanş”

  1. statica says:

    severek izliyoruz, devamını bekliyoruz:)

Yorum Yaz