Haz 20 2011

Babalar ve Çocukları

Kategori: Eğlencelik,Spor DallarıCeyla Kütükoğlu @ 8:19 am

Joakim ve Yannick Noah

Sporcu geni var mıdır babadan oğlu geçer mi bilinmez ama büyük sporcuların çocuklarına ister istemez potansiyel sporcu gözüyle bakılıyor. Spor tarihinde, babalarının ayakkabılarına ayaklarını geçirip onları izleyen kimi zaman daha büyük efsanelere dönüşen pek çok isim var. Bunlara NHL efsanesi (Hall of Fame) olan Bobby Hull’un kendi gibi hem MVP ödüllü hem de 600 gol barajını aşan oğlu Brett Hull, babaları Archie Manning’den sadece futbolculuk değil oyun kuruculuk (quarterback) yeteneğini de alan NFL kardeşleri Peyton ve Eli Manning, babası Cesare Maldini’nin çalıştırdığı Milli takımda oynayan Paolo Maldini, babası Giles’i Formula 1 uğruna kaybetmesine rağmen onun direksiyonuna geçen Jacques Villeneuve, en bilinen örnekler. Listeyi uzatmak mümkün, hatta gen transferinin birden fazla jenerasyonu kapsadığı üç jenerasyondur NASCAR yarışcısı olan Earnhardt’lar gibi örneklerden de bahsedilebilir.

Bu saydığım örneklerin hepsi babalarının mesleklerini devam ettiren sporcular. Bir de bunların arasında babalarının sporculuğunu devam ettirip spor dalında farklılaşan isimler var, bu yazının konukları da onlar.  Ben bildiğim birkaç isimden bahsettim, sizin bildikleriniz varsa ve eklerseniz sevinirim.

Devamı… “Babalar ve Çocukları”

Etiketler: , , ,


Haz 12 2011

Küçük bir Liverpool hikayesi

Kategori: FutbolCeyla Kütükoğlu @ 7:42 am

Reader, Hours, Billy Elliot gibi ödüllü filmlerin yönetmeni Stephen Daldry’in 98 Dünya Kupası’nın ardından çektiği nefis bir kısa film var, “Eight” (Sekiz). Hillsborough faciasında babasını kaybetmiş sekiz yaşındaki Jonathan’ın Liverpool hikayesi. Tam olarak bir futbol flmi olmasa da harika bir futbol öyküsü diyebileceğimiz bir film. Her Liverpool hayranının kendinden bir parça bulabileceği hem sevimli hem dokunaklı bir öykü. Ben de Jonathan’ın yaşlarındayken keşfetmeye başladığım Liverpool’un en sevdiğim oyuncusuna Johathan’ın sarıp sarıp defalarca izlediği o golle aşık olmuştum. Belki de o yüzden ayrı bir sevdim bu filmi.

Babasını en büyük tutkusunun maçı uğruna kaybeden sekizlik ufaklığın futbol tarihinin en vahim facialarından birini anlatığı bölüm ise muhteşem…”I never knew my Dad. He died before I was born. He was at a football match. He wasn’t a player or nothing. Just watching. That’s all – just watching… But before that, before that… …he was an astronaut.” (Babamı hiç tanıyamadım. Ben doğmadan önce ölmüş. Bir futbol maçındaymış. Oyuncu falan değilmiş. Sadece izliyormuş. Hepsi bu – sadece izliyor… Ama ondan, ondan önce …bir astronottu.)

İyi seyirler…

Not: Bu şaheseri keşfetmeme vesile olan Ali Murat Hamarat ve onun arkadaşı Barış Karacasu’ya da teşekkürler.

Etiketler: , , , ,