Haz 03 2012

Sharapova’nın Grand Slam Gardrobu

Kategori: Genel,TenisCeyla Kütükoğlu @ 11:09 am

Nike’nın kadın sporcular arasında en sevdiği Maria Sharapova olsa gerek. Masha güzelliği, düzgün fiziği ile adeta Nike’ın korttaki mankeni durumda. Nike herkes için olmasa da bazı yıldızları için her Grand Slam’de özel bir koleksiyon hazırlıyor. Göz bebeği Sharapova içinse ayrı bir özen gösteriyor. Grand Slam öncesinde Sharapova’nın bir tane daha kazanıp kazanamayacağı kadar ne gidiği de merak konusu oluyor. Sharapova’nın kıyafetleri arasında bir kokteyl’e giyilebilecek kadar şık olanları var.

Favorim kesinlikle 2006 Amerika Açık’ı kazanırken giydiği Breakfast at Tiffany’s esintili gece elbisesi. Roland Garros 2008 ikinci, Avustralya Açık 2008 de üçüncü olur. En kötüsü  için Wimbledon 2008′deki acayip smokin kıyafeti ve  2010 Avustralya Açık cümbüş kıyafeti kapışır.

Üşenmedim 2005′ten bugüne Sharapova’nın Grand Slam kıyafetlerini sıraladım.


Etiketler: , , ,


May 27 2012

Sayılarla Türklerin futbol sevgisi

Kategori: Futbol,GenelCeyla Kütükoğlu @ 2:08 pm

Liverpool efsanesi Bill Shankly “Bazı insanlar futbolun bir ölüm kalım meselesi olduguna inanırlar. Sizi temin ederim ki ondan çok çok daha önemlidir” demiştir. Türkiye’de pek çok insan için bunun geçerli olduğunu geçtiğimiz yazdan beri yaşanan süreçte özellikle ligin son günlerinde daha iyi gördük. Rakamlara vurduğumuzda futbol sevgimiz ne boyutta bunu anlamak için İpsos KMG’nin hazırladığı Türkiye’yi Anlama Kılavuzuna bakmak gerekiyor. Ipsos KMG iki yılda bir Türkiye’yi anlama kılavuzu oluşturuyor ve 14 yaş üstü 16 bin bireyle görüşüp orta sınıftaki değişimi izliyor. Bu sene futbolla ilgili geniş bir bölüm var.

Futbol Türkiye insanı için ne ifade ediyor, Türkiye’yi Anlama Kılavuzu’ndan bazı sonuçlar:

Fanatiklik

  • Her yaştan grubundan erkeklerin içinde futbol hayatımın ayrılmaz bir parçasıdır diyenlerin oranı %12

  • Tuttuğum takımın fanatiğiyim diyenlerin ortalaması dünyada %66 iken bu oran TR için %83

  • Tuttuğum takımın KOYU fanatiğiyim diyenlerde ortalama dünyada %11lerde ve TR %22 ile ilk sırada

  • Futbolu önemserim, eksikliğini hissederim diyenler %10

  • Futbolu severim ama benim için çok önemli değil görüşünü paylaşanlar %28

  • Futbol ile pek ilgilenmem oranı ise %51

  • Tuttuğum takımın KOYU fanatiğiyim diyenler %22 TR, %21 Hindistan, %19 Brezilya ilk 3 sırayı oluşturuyor.

  • UEFA’ya göre haftalık maç başına ort. seyirci Almanya 42bin, Ingiltere 35bin, Ispanya 28bin ile ilk 3 sırayı paylaşıyor.

  • Dünyada haftalık maç başına ortalama Futbol Seyirci Sayılarında 10uncu sıradayız.

 

Sporda Şiddet Yasası ve Seyircisiz maç Uygulaması

  • Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi” yasasından haberdarlık %72 seviyesinde

  • “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi” için ne biliyorsunuz diye sorulduğunda %40ı içeriğini bilmediğini bildiriyor

  • “Cezalı maçlara sadece kadınların ve çocukların alınması uygulamasını destekliyormusunuz” sorusuna %82 destek var.

  • Kadınların %76sı, erkeklerin %84′ü cezalı maça kadın ve çocukların alınmasını desteklediği görüşünü paylaşıyor.


    Kaynak: İpsos KMG

 

Etiketler: , , ,


Şub 05 2012

Bir reklam bu kadar para eder mi?

Kategori: NFL,Spor Reklamları,Sports MarketingCeyla Kütükoğlu @ 1:52 pm

Geleneksel Super Bowl yazısı için geç kaldım ama unutmadım. Bu yıl herkesi sayılarla boğmaktansa Super Bowl’un reklamcılık dünyasının Kadir Gecesi olmasının ardında yatanları paylaşmak istiyorum. Artık herkes biliyor, Super Bowl televizyon tarihinin en pahalı reklam spotuna sahip programı.

Bu yıl tek bir reklam spotu için biçilen değer 3.5 milyon dolar oldu. Yani Türkiye’de televizyonda reklamlarını gördüğünüz pek çok firmanın yıllık toplam reklam bütçesinden fazla. Geçen yıl bu bedel 3 milyon dolardı. Yayıncı kuruluş Fox’un reklamverenlerle yaptığı anlaşmaya göre her yıl %10’luk bir artış öngörülmüştü ancak kanala göre bedel çok daha fazla olmalıydı. Öyle de oldu. Fox’un Super Bowl gecesi toplam reklam beklentisi 250 milyon dolar, bu nedenle spot başına düşen bedel de bu kadar yüksek. Bu reklamlar bu paraya gerçekten değer mi?

Tüm dünyada ekonomik kriz konuşulurken, 30 saniyelik tek bir reklam spotunun fiyatı nasıl 3.5 milyon dolara dayanır bunun basit bir kaç nedeni var.

1) Super Bowl reklamları tek bir spottan ibaret değil. Devre arasında gösterilen reklamlar öncesi ve sonrasıyla 1 aydan fazla süren bir kampanyanın bir parçası. Maç sırasında yayınlanan reklam da kampanyanın zirve noktası. Bir spota bu kadar para vermiş bir firmanın reklamla yetineceğini de düşünmemek lazım. Reklamda yaratılan karakter, hikaye vs ile ilgili mikro websiteleri, kampanyaya bağlı bir promosyon, sosyal medya etkileşimi hepsi kampanyanın öğeleri ve seyirciyi tüketiciye dönüştürme hedefinin önemli parçaları.

2) Reklamlar içeriğin ta kendisi. 100 milyondan fazla kişi izliyor ama bir çoğu için maçın sonucunun pek bir önemi yok. Super Bowl, reklamların zaplanmadığı aksine rol çaldığı tek televizyon programı . Reklamlar öyle önemli ki NBC televizyonunun maç analistlerinden bazılarının maçı stadyumdan değil evden izlemeleri gerekiyor. Reklamları kaçırmamaları için!

3) Teknoloji ve sosyal medyanın çarpan etkisi var. Super Bowl reklamlarında 3D teknolojisi, QR kodlar ve mobil uygulamalar gibi teknolojinin reklamverenlere sağladığı bir sürü yenilik kullanılıyor. Reklam arasında herkes telefon ve bilgisarları ile ilgili websitelerine giriyor. Reklamlar bir ay öncesinde Youtube’a düşüyor ve sosyal medya platformlarında defalarca paylaşılıyor. Geçen yılki Volkswagen mini Dart Vader reklamı 15 milyondan fazla kez izlendi. 2011 reklamlarının tamamı toplamda 360 milyon kez izlendi. Geçen yıl Super Bowl günü 6 saatte 4.5 milyon Super Bowl tweeti atıldı. Eskiden bir konuşuluyorsa artık sosyal medya ile 10 konuşuluyor.

4) Ölçülebilir reklam. Kampanya sınırlı bir zaman dilimini kapsadığından özellikle de bir promosyon içeriyorsa satış rakamları, sosyal medya etkisi reklamın etkisinin ölçülebilmesini sağlıyor. Fox büyük kapsamlı araştırmalar yaptırıyor ve sonuçları reklamverenlerle paylaşıyor. Sosyal medya araştırmaları da reklamın etkinliğini ölçmede büyük rol oynuyor.

5) Spor, televizyonun sahip olduğu en iyi program türü. Milyonları ekrana kilitelemenin en kolay yolu spor karşılaşmaları, Heyecan, aksiyon, korku , çoşku, aidiyet duygularının hepsinin birden yaşanabileceği bir program daha yok. TÜm dünyada spor karşılaşmalarının yayın hakları televizyonculuğun en pahalı kısmını oluşturuyor. Spora eğlence katmaksa bu değerin katlanmasına sebep oluyor.

Peki neden Super Bowl? Reklamcılığın bir felsefesi varsa, bu felsefenin an öğretisi “Perception is Reality, Algı Gerçektir” dir. Gerçekten bir reklamcılık fenomeni olan Super Bowl da algı yaratmanın en güzel örneği. Sporcusu, televizyoncusu, ajansı, reklamvereni, sanatçısı el birliği ile Super Bowl’un yeryüzünün en büyük televizyon etkinliği olduğunu algısını yaratmayı başardılar. Super Bowl’u kurgulayanlar bunu bir futbol maçı olarak değil bir televizyon programı olarak kurguluyorlar. İşin eğlenme yanı bu kadar ön planda olunca, Amerikan futbolu dünyanın en popüler sporu olmasa da Super Bowl, spor reklamcılığının zirvesini oluşturuyor. Devre arası şovu ise yayınlandığı maçın önüne geçebilen tek etkinlik olarak dikkat çekiyor. Tüm bunlar yüzünden yılın en çok konuşulan etkinliği ama maçın sonucunu kimse hatırlamıyor. Madonna bile Super Bowl devre arası şovunda sahne almasını kariyerinin dönüm noktası olarak ifade ediyorsa, algının gerçeklik payını tartışmamıza gerek yok demektir.,

Son olarak Super Bowl reklamları ile ilgili bir infografik paylaşayım.

Devamı… “Bir reklam bu kadar para eder mi?”

Etiketler: , , , ,


Şub 05 2012

Yeni başlayanlara NFL hikayeleri

Kategori: NFL,Spor DallarıCeyla Kütükoğlu @ 11:20 am

NFL’in en güzel yanı sezonun kısa sürmesi. Sayılı gün çabuk geçiyor. Super Bowl günü göz açıp kapayıncaya kadar geldi çattı. Tom Brady’li Patriots, Manniglerin küçüğü Eli’nın takımı Giants’a karşı. 2007′nin rövanş maçında Tom Brady, Eli Manning’den intikamını alıp 4. Super Bowl şampiyonluğunu alacak mı göreceğiz. Finalden önce bu sezon ilk kez tam sezon NFL izlemiş olmanın verdiği heyecanla aklımda neler kaldı onu yazayım.

NBA lokavtının sezondan çalması ve ESPN America’nın yurda girişiyle özellikle sporsever Twittter dostlarım arasında NFL izleyen popülasyonunda ciddi bir artış gözlemledim bu yıl. Şahsen benim için NFL demek Super Bowl demek o da reklam demektir. Amerikan Futbolu’nda kuralların tamamını hala bilmiyorum ama ilgimi çekiyor izliyorum. Yıllardır ilgimin odak noktası Super Bowl, reklamlar ve etrafında dönen ekonomi olmuştur. Bu sezonsa biraz daha fazlasına vakıf oldum, hoşuma da gitti ne yalan söyleyeyim. Şimdilik takımları sadece quarterback ekseninden değerlendiren sığ bir bakış açım var ama popüler ne varsa takip edebildim.

Aslında NFL de sezon başında NBA gibi lokavta girmiş sezonun zamanında başlayamaması tehlikesi ile karşı kaşıya kalmıştı. Spor ekonomisi tanrıları devereye girdi ve bir ülkeye iki lokavt fazla denilmesiyle sezon normal zamanda başlamıştı. NBA’in yokluğunda farklı coğrafyalarda da rol çalan NFL’de bu sezon hikaye sever Amerikalıların bayılacağı bir sürü hikaye çıktı. Sezonun en büyük hikayesi, 15 maç boyunca yenilmezliğini sürdüren Greenbay Packers’ın mükemmel sezon ihtimaliydi. Packers yenilmedikçe istatistikçiler çoştu, Aaron Rodgers rolü için aktörler çalışmalara başladı. Ama mükemmelliğe giden yolda bir tümsek bir çuval inciri berbat etti. Kansas Chiefs 16. maçında Packers’ı devirdi ve normal sezondaki ilk yenilgisini tattırdı.Buna rağmen gücünü yitimeyen Packers’ı Super Bowl yolundan döndüren ise bu gece sahne alacak New York Giants oldu.

Bireysel hikayelerde önce çıkan kişi ise Amerika’nın Messi’si olamasa da mesihi ilan edilen Tim Tebow’du. Gerçekten iyi bir quarterback mi yoksa sadece bir “Gösteri Peygamberi” mi tam olarak anlaşılamasa da tüm manşetleri o süsledi.  Denver Broncos’un biri playofflarda olmak üzere 6 maçı geriden gelerek kazanmasında büyük pay sahibi olan Tim Tebow, maç sonunda yaptığı Francois Pienaar vari dua hareketiyle ve maç içi mucizeleriyle Amerika’nın aradığı ilahi sportif kahramandı. Playoff’ta uzatmaya giden Pittsburg Stealers maçının son dakikalarında verdiği touchdown pası herkesin kafasında acaba ilahi bir güç var mı sorusunu getirse de Tebow ve Broncos’un sezonu bu gecenin diğer yıldızı New England Patriots’un karşısında alınan gurur kırıcı yenilgiyle sona erdi. San Francisco 49ers’ın uzun yılllar sonra gelen NFC finali San Fransisco sokakları sakinlerinin aklını yitirmesine neden olurken (bkz. Youtube), Manning’lerin büyüğü Peyton’suz Indianapolis Colts’un sezonun 2 galibiyetle tamamlaması sezonun kaybedeni ödülünü Indianapolis’e götürdü.

Finalde ne mi olur…orasını uzmanlara sormak lazım :)  http://tr.eurosport.com/amerikan-futbolu/

Etiketler: , , , , , ,


Ara 24 2011

I am a Celtic

Kategori: Basketbol,NBACeyla Kütükoğlu @ 6:00 pm

Ne zaman başlayacak, yoksa sezon yok mu, Stern ne dedi, oyuncular birliği ne yaptı, bir toplantı bu kadar uzun sürer mi diye karnımıza ağrılar girdiren bir dönemden sonra nihayet büyük şov başlıyor. Uzun süren hasretin ardından gelen vuslat, Hritsiyan aleminin bayramının dünyaya yayılmasını temsilen 25 Aralık’a denk geldi. Lokavt sayesinde NBA içişlerine hakim olduğumuz bir dönemin ardından sevdiğimiz oyunun en sevdiğimiz sahnesinin perdesi, iki Garden takımından büyük elma olanının evindeki maç ile açılacak. New York Knicks şanlı Boston Celtics’i ağırlarken yeni sezon hazırlığımızı Celtics videoları ile yapalım da rengimizin yeşil olduğu belli olsun. NBA’in dönmesi ile dolaşıma giren ilk yeni sezon reklamı…

Reklamın ilham kaynağı da Celtics’in 22 yıl sonra gelen 2008 şampiyonluğuna “I am a Celtic” belgeseli. Celtics efsanelerinden John Havlicek, Bob Cousy ve Sam Jones’un ağzından yıllar süren hasreti dindiren şampiyonluğun geldiği sezonun perde arkasını anlatılıyor.

Doc Rivers, Paul Pierce, Kevin Garnett, Ray Allen, Rajon Rondo, Kendrick Perkins’le Celtic ruhu…That’s why I like this team that why “I am a Celtic”

Etiketler: , , , , ,


Ağu 27 2011

Head ve Nole’den süper viral

Kategori: Eğlencelik,TenisCeyla Kütükoğlu @ 6:36 am

Bu yılın en çok konuşulan tenisçisi bu sezon sadece iki kez (biri ekselans Federer’e, diğeri de Murray karşısında maçı bırakarak) yenilip, toplam 57 maç ve 9 turnuva kazanan Novak Djokovic. Şu aralar ününe ün katıp televizyon televizyon gezen Djokoviç’in herkes tarafında sevilmesini sağlayan özelliği ise iyi bir taklitçi olması. Head bu fırsatı iyi görmüş, iki oyuncusunu aynı reklamda birleştirmiş.Senelerdir Sharapova, Nadal, Roddick hatta Federer taklitleri ile herkesi gülmekten kırıp geçiren Djokovic meşhur Sharapova taklitini bir reklam filmine taşıdı. Nole’nin viral potansiyeli çok güzel kullanılmış. Bu aralar tenis dünyasının en çok konuşulan videosu bu :)

Head raklamı:

Ve Djokovic’in en meşhur Sharapova ve Nadal taklitleri:

Etiketler: , , ,


Tem 12 2011

Güçlü Güzel(dir)midir?

Kategori: Spor Pazarlaması,Spor Reklamları,TenisCeyla Kütükoğlu @ 7:38 am

Bir reklam veya tanıtım kampanyasını değerlendirmek için kampanyanın sonuçlarına bakmak gerekir. Bu yüzden WTA Tour’un iki ay önce başlattığı kampanyayı eleştirmek veya alkışlamak yapmak için elde yeterli veri yok. Ama yine de içim içime sığmadı bir şeyler yazmak istedim.

WTA Tour bir süredir yüksek sesle ifade edilmeyen bir kriz içinde. Bunun en önemli sebebi 10-20 yıl önce olan rekabetten ve yıldızlardan yoksun olunması. Tenisin fizik gücüne evrilmesi sonucunda kadın tenisi, erkeklerden daha büyük zarar gördü. Yeni yıldızlar doğacağı yerde mevcut yıldızlar Williamslar, Henin, Clijsters gibi daha tenis ömrünü doldurmamış isimlerin erken vedaları kadınlar tenisini bir darboğaza soktu. Son 5 yılda denklemden Williams’ları çıkardığınız takdirde elde kalan yıldız adayları ve bir numaralar hep sorgulandı. Erkek tenisi tarihinin en şahane rekabetlerinden birine bir üçüncü ihtimal dahil ederken, kadınlar tenisindeki yıldızların hiçbirinin kudreti üzerinde uzlaşma sağlanamıyor. Market puanı toplamaya benzer sıralama sistemi yıllardır uygulanıyor olmasına rağmen hiç bu kadar sorgulanmamıştı. Son 5 senedir Grand Slam’le kutsanmamış Safina, Jankovic ve Wozniacki gibi nitelikle değil nicelikle kazanan bir numaralar kimseyi mutlu etmiyor. Şu anda performansları ve kişilikleriyle heyecan veren isimler olsa da yıldız yokluğu WTA’in ışıklarını her geçen gün daha sönük hale getiriyor.

Devamı… “Güçlü Güzel(dir)midir?”

Etiketler: , , , ,


Tem 04 2011

Bir başka dünyanın kupası

Kategori: Dünya Kupası,FutbolCeyla Kütükoğlu @ 9:08 am

Yer Berlin, Almanya. Haftalar hatta aylar öncesinden başlamış bir hazırlık var. Bir ulus tek yürek olmuş bugüne odaklanmış. Havaalanından başlayarak her yer, sokaklar ve dükkanlar süslenmiş. Her yerde onların fotoğrafları var. Berlin’de hatta tüm Almanya’da bir bayram havası, herkes bu şöleni bekliyor.

26 Haziran 2011, Berlin Olimpiyat Stadı saat 17:00. Açılış maçına ve beklenen şölenin başlamasına bir saat var. Sokaklarda en az iki kişiden birinin elinde bir bayrak veya üstünde bir forma var. Çoluk çocuk, ailece yüzleri boyalı taraftarlar maça gidiyor. 5 Türk gazeteci bir de ben, şaşkın gözlerle etrafı izliyoruz. Sanki uçakla bir başka ülkeye değil de başka bir evrene geldik. Maçın başlamasına yarım saat kala stadın etrafı sakin. “Belki de tahmin edildiği kadar kalabalık olmayacak” diye geçiriyoruz içimizden, birazdan göreceklerimizi hayal bile edemeyerek.

Devamı… “Bir başka dünyanın kupası”

Etiketler: , , ,


Tem 02 2011

Fransa Bisiklet Turu yollarından kalplere

Kategori: Genel,Spor DallarıCeyla Kütükoğlu @ 8:32 am

Bugün dünyanın en önemli, en büyük bisiklet yarışı Tour de France yani Fransa Bisiklet Turu başlıyor. Yaklaşık 2500 km ve 20 gün süren yarış dahilik ve delilik arasındaki çizginin geçilmesinin önemli bir simgesi olmuş. 1903 yılından beri yapılan yarış, bisiklet tutkunları veya doğa severler için yılın en önemli anı. Bisiklet sporu ve yarışları ile ilişkisi sınırlı olanların bile bir şölen olarak kabul ettiği bu doğa üstü olay binlerce hikayeyi barındırıyor.

Son on yılda yarışı biraz takip etmiş pek çok kişi içinse en büyük hikaye, kanserle mücadelesinden 7 kez Fransa Bisiklet Turu şampiyonluğu ile ayrılmış Lance Armstrong’unki. Geçen sene bıraktığı için artık izleyemeyeceğimiz Armstrong için dopingliydi değildi diye tartışmalar hala devam ededursun, biz onu yaşattıkları ve uğrundaki savaştıkları ile saygıyla anıyoruz.

Fransa Bisiklet Turu’nda yarışmak, hatta turu anlamak bile ayrıca bir mühendislik dalıyken, 2009 Lance Armstrong’un kanserle mücadele vakfı Livestrong ile Nike turun şanına yakışır muhteşem bir kampanya yapmışlardı. 2008 yılı Eylül ayında Armstrong’un dönüşünü açıkladığında amacının zaferlerden çok Livestrong mesajını dünyaya yayma olduğunu vurguluyordu. Bundan yola çıkarak, Nike 2009 yılında Livestrong hareketi altında Fransa Bisiklet Tunu’na damga vuracak bir kampanya tasarlıyor. Satış veya kar amacında çok uzak olan bu kampanya sadece Lance Armstrong’u değil, tüm turla birlikte büyük bir kanser bilgilendirme ve farkındalık kampanyası olarak Cannes Lions dahil pek çok ödül aldı. Sosyal medyada yazılan dijital mesajları fiziksel dünyaya yansıtan kampanyada, özel olarak üretilen Chalkbot isimli makine aracılığıyla turun geçtiği yollara sosyal medya aracılığı ile gönderilen destek mesajları yazıldı. Toplamda 36 bin mesaj Twitter, banner, wearyellow.com sitesi ve SMS aracılığı ile geldi. Seçilen binlerce mesaj turun geçtiği 13 etapta yollara yazıldı. Tur boyunca bisikletçilerin geçtiği yollarda görülen sarı ile yazılmış bu mesajlarla 28 milyon kanser hastasına destek olunmaya ve kanserle savaş farkındalığı yaratılmaya çalışıldı.

İşte o yaratıcı ve başarılı Livestrong kampanyası:

Etiketler: , , , , , ,


Haz 20 2011

Babalar ve Çocukları

Kategori: Eğlencelik,Spor DallarıCeyla Kütükoğlu @ 8:19 am

Joakim ve Yannick Noah

Sporcu geni var mıdır babadan oğlu geçer mi bilinmez ama büyük sporcuların çocuklarına ister istemez potansiyel sporcu gözüyle bakılıyor. Spor tarihinde, babalarının ayakkabılarına ayaklarını geçirip onları izleyen kimi zaman daha büyük efsanelere dönüşen pek çok isim var. Bunlara NHL efsanesi (Hall of Fame) olan Bobby Hull’un kendi gibi hem MVP ödüllü hem de 600 gol barajını aşan oğlu Brett Hull, babaları Archie Manning’den sadece futbolculuk değil oyun kuruculuk (quarterback) yeteneğini de alan NFL kardeşleri Peyton ve Eli Manning, babası Cesare Maldini’nin çalıştırdığı Milli takımda oynayan Paolo Maldini, babası Giles’i Formula 1 uğruna kaybetmesine rağmen onun direksiyonuna geçen Jacques Villeneuve, en bilinen örnekler. Listeyi uzatmak mümkün, hatta gen transferinin birden fazla jenerasyonu kapsadığı üç jenerasyondur NASCAR yarışcısı olan Earnhardt’lar gibi örneklerden de bahsedilebilir.

Bu saydığım örneklerin hepsi babalarının mesleklerini devam ettiren sporcular. Bir de bunların arasında babalarının sporculuğunu devam ettirip spor dalında farklılaşan isimler var, bu yazının konukları da onlar.  Ben bildiğim birkaç isimden bahsettim, sizin bildikleriniz varsa ve eklerseniz sevinirim.

Devamı… “Babalar ve Çocukları”

Etiketler: , , ,


Sonraki Sayfa »