Oynadıkları maçlar ilk turlarda çok ses getirmedi ama kadınlar tenisin iki Çinlisi Ni La ve Zheng Jie yarı finale çıkarak turnuvanın yeni ilgi odağı haline geldil. Şimdi herkes bir Çin finali olur mu diye soruyor. İki tenisçinin de final yolunda önünde Justine Henin ve Serena Willams gibi iki efsane duruyor. Benim merakım iki Çinli tenisçinin final oynaması durumunda maçın Hisense Arena’da oynanabilme ihtimalinin olup olmadığı.
Turnuvanın başından beri bu iki Çinli’nin adları geri planda kaldı ama ön plandaki Çinli Hisense Arena idi. Turnuvanın iki numaralı kortu olan Hisense Arena’da pek çok çekişmeli ve güzel maç oynandı. Her zamanki gibi Grand Slam’lerde evsahibi oyuncuların merkez kort randevularından dolayı Novak Djokoviç neredeyse bütün maçlarını bu kortta oynadı.Djokoviç’in iki numaralı kort kaderi Hisense Arena ile pekişmiş oldu.
Kategori: Genel, Tenis — Ceyla Kütükoğlu @ 5:08 pm
Bir Nadal hayranı olarak böyle bir yazı yazmam ilginç gelebilir ama bir sporsever olarak böyle bir başarı karşısında bana ancak takdir etmek düşer. Federer’in 6. Wimbledon şampiyonluğundan sonra artık resmi olarak söyleyebiliriz ki Roger Federer tenis tarihinin gelmiş geçmiş en iyi tenisçisidir. 60 turnuva, 15 Grand Slam, tüm zeminlerde şampiyonluk, en uzun süre bir numarada kalma vs. vs… Bu kadar rekoru bir arada kırabilen başka bir isim yok.
Sayılarla Federer’in 15. Grand Slam zaferi içinATP Federer 15
Federer tabiiki sadece kırdığı rekorlarla veya sayılarla açıklanacabilecek bir oyuncu değil. Üstün teknik yetenekleri ve dayanıklığının haricinde kendine olan üstün inancı ve güveni ile birlikte istikrarı onu muhteşem yapan faktörler. Tenis döneminin en yetenekli oyuncularıyla aynı dönemde oynayıp biri hariç hepsine karşı üstünlüğünü açık ara kabul ettirmiş bir oyuncu olmak da Hıncal Uluç’n iddia ettiğinin aksine hiç kolay değil.
Sadece biz seyirciler değil tüm efsaneler de onun gelmiş geçmiş en iyi tenisçi olduğu konusunda hemfikir. Federer’in ömürboyu sponsoru Nike, bu muhteşem başarının arifesinde tenis ve spor dünyasının efsanelerine Federer’in bu başarısı hakkında ne hissettiklerini sormuş ve ortaya çok eğlenceli ve anlamlı bir reklam filmi ortaya çıkmış. Unuttumadan belirteyim John McEnroe bu reklamda da yine çok komik.
Bu yazı için aklıma iki başlık gelmişti, hatta biri “Bir Şampiyon’un Gözyaşlarıydı”, ama daha sonra Tennis.com’da gördüğüm bu başlık daha çok hoşuma gitti. Bugün hem tenis hem de spor tarihinin en güzel rekabetlerinden birinin, en güzel maçlarından biri oynandı. Federer ve Nadal, Grand Slam’lerde 7. kez , toplamda ise 19. kez Avustralya açık finalinde karşılaştılar. Kazanan, Avustralya’da kazandığı imkansız puanlarla, muhteşem vuruşlarıyla sihirbazlık şovu yapan Rafael Nadal oldu. Bu maç, bu ikilin artık her maçında olduğu gibi yine bir tarih olacaktı ve öyle de oldu. Maçın ikisi için ayrı önemi vardı. Bu maçı kazanmak Federer için Sampras’ın 14 Grand Slam’lik en fazla Grand Slam rekorunu egale etmek, Nadal için ise ilk sert kort Grand Slam’ini kazanarak Agassi’den bu yana 3 farklı zeminde Grand Slam kazanan ilk oyuncu olmak demekti. Sonuçta Nadal şeytanın bacağını kırarak sert kortta da bir Grand Slam kazanabileceğini herkese gösterdi. Nadal bundan sonra kaç Grand Slam kazanır veya erkeklerde Rod Laver’dan (1969) beri, toplamda da Steffi Graf’tan (1988) beri de kadın erkek kimsenin yapamadığı Grand Slam’i (aynı takvim yılında 4 Grand Slam’i de kazanmak) bu sene yapabilir mi bilemiyorum. Nadal’ın oynadığı 5 setlik maçlar ve insanüstü gücünü ve azmini de bi kenara bırakalım. Bugünkü maçın en önemli konusu spor tarihinin en zorlu, en güzel rekabeti bence.
Avustralya Açık’ta ikinci haftaya yani final haftasına girerken geçtiğimiz haftanın bir analizini yapmak istiyorum. Bu hafta hem kadınlar da hem de erkeklerde kendilerinden çok şey beklenen iki isim elendi: biri Jankovic diğeri Murray. Turnuva’nın en inanılmaz hikayesi tabii ki Jelena Dokic’e ait. Avustralya Açık artık geri dönüş turnuvası olarak anılmaya en büyük aday. Daha önce Monica Seles, Jenifer Capriati ve Serena Williams’ın dönüşüne sebep olan Avustralya Açık bu sefer Dokic’in mucizesine tanıklık ediyor.
Turnuvanın yorumuna birazdan değineceğim ama pazarlama açısından bu seneki turnuvuda dikkatimi çeken bir iki nokta var. Bu seneki Avustralya Açık taraftarlara yönelik başarılı ineraktif uygulamalarıyla diğer Grand Slam’lere göre ben de farklı bir izlenim yarattı. Maçları çok sık cep telefonundan takip eden biri olarak pek çok turnuvanın websitesinin cep telefonuna uyumlu olmaması nedeniyle pek çok sıkıntı yaşıyordum. Avustralya Açık bu eksikliği görmüş ve websitesini cep telefonuna uygun hale getirmiş. (İlgilenenler için www.australianopen.com/mobile) Buna ek olarak bloggerlar da düşünülmüş ve canlı skor widgetları tasarlanmış(bir tanesini sitemde görüyorsunuz) Buna benzer taraftarları hedef alan pek çok etkinlik var. Tabii Amerika Açık’la kıyasla özellikle Arthur Ashe Kids Day düşünülürse etkinliklerin çoğu sadece maçların yapıldığı arena ile sınırlı kalıyor ve yeterince ses getirmiyor. Yine de tenis pazarlama aktivitilerini giderek daha iyi kullanıyor.
Sezonun ilk Grand Slam’i, bugün Melbourne’de başlıyor. Bu sene turnuvada Maria Sharapova haricinde önemli bir eksik yok. Bu sene ayrıca son 5 senedir ilk defa turnuvada ne kadınlarda ne de erkeklerde açık bir favori yok. Avusturalya Açık’ın canlı skorlarına (Live Scores) sağ alt köşedeki scoreboard’dan ulaşabilirsiniz.
Kadınlarda Henin’in eksikliği hala doldurulamıyor, Sharapova’da sakat olduğu için şampiyonluk herkesin olabilir. En muhtemel adaylar sırasıyla bu seneye çok formda başlayan Elena Dementieva, artık bir numaradaki yerini bir Grand Slam’le kutsamak isteyen Jelena Jankovic, Grand Slam’lerde kaçıncı sırada ve ne durumda olurlarsa olsun her zaman potansiyel şampiyon olan Williams kardeşler. Sürpriz yapabilecek isimler ise Dinara Safina ve Carolina Wozniacki(ki çok büyük süpriz olur) olabilir.
Erkeklerde ise şampiyonluk tahminleri 4 isim etrafında dönüyor. Bugüne kadar “tenis iki kişiyle oynanıp sonunda Federer’in kazandığı bir oyundur” sözünü defalarca kanıtlayan Federer bir önceki Avusturalya Açık’ı Djokovic’e , bir numara tacını da Nadal’a kaptırmış oldupundan kanadı kırılmış bir favori olarak göze çarpıyor. Nadal artık bir sert kort Grand Slam’i kazanma isteği ve sonunda bir numara olmanın verdiği güvenle önemli bir favori. Ama geçen sezonun son 1.5 ayını sakatlı geçirmesi, hala formunu yakalayamamış olması Nadal’ın yine bir dahaki seneye demesine neden olacak gibi. Djokovic ise geçen seneye iyi başlayıp, ortalarda durağanlaşıp sonunda seneyi Masters Cup şampiyonluğu ile iyi kapatmıştı. Ama 2009′da sistemi formatlayıp yeniden yüklerken driver problemi yaşamış gibi görünüyor. 2009′daki üstün formu nedeniyle herkesin Andy Murray’e potansiyel şampiyon, en büyük favori gözüyle bakması bana patlamaya yakın bir balon gibi görünüyor. 4 favorinin hiç birine şampiyon olur diyemedim ama yine de bir tahmin yapayım. Gönlümün favorisi her zaman Nadal, Federer her turnuvanın favorisidir, süpriz ise Roddick’ten gelebilir.