
Türkiye, Olimpiyatlar, Avrupa Şampiyonaları, Dünya Şampiyonaları gibi pek çok uluslararası spor organizasyonlarına ev sahipliği yapmak için sayısız adaylık başvurusunda bulunuyor. Olimpiyatlar haricinde futbol, basketbol, yüzme, formula 1 ve tenis (henüz akibeti belirsiz ama) gibi sporlarda büyük organizasyonların evsahipliğini de kazanmayı başardık. İşin kazanmakla bitmediğini organizasyon düzenlemenin zorluğunu ise yavaş yavaş kavrıyoruz. Türkiye bu tarz organizasyonlar için tesisleşme alanında önemli adımlar atıyor ve büyük yatırımlar yapıyor. Olimpiyat düzenleme aşkımız ise yasayla korunduğundan ilelebet devam edecek. Çünkü Türkiye dünyada olimpiyatları kazanıncaya kadar aday olma ısrarını yasalaştırmış tek ülke. Olimpiyat aşkımız aşikar ama spora ve sporcu yatırım yapma konusuna hazinemizde akrepler ülkemize engel oluyor. Sadece parasal yönden değil gelecek hedeflerimizde de henüz olimpiyatlar da başarı yok. Şimdilik olimpiyat evsahipliği bakış açımız altın günlerinden farksız.
Şub 14 2010
Olimpiyatlara Aday Olmak Yetmez Vizyon Gerek
Oca 05 2009
The Best of Us- En İyilerimiz
Pekin Olimpiyatları keşke hiç bitmeseydi isterdik ama yine de en büyük tesellimiz Pekin’in güzel yarışlar ve inanılmaz rekorlarıyla hafızalarımızda yer etmesi oldu. Herkesin konuştuğu Phelps ve Bolt’un haricinde başarılı olan tüm atletlerle birlikte spora kelimenin tam anlamıyla doyduk. Olimpiyat boyunca Phelps’in, Bolt’un, Isinbayeva’nın, Çinli dalıcıların , Dream Team’in insan üstü olup olmadıkları tartışıldı ki bence kesinlikle öyleler. Olimpiyat Komitesi de benimle aynı görüşteki Olimpiyatlar öncesi hazırladıkları bir filmle, ünlü atletleri insan ırkının en iyileri olarak biraz da tarihsel veya romansal kahramanlar olarak gösteriyor. Tüylerimi diken diken eden (olumlu manada) bu çok güzel videoyu aşağıda izleyebilirsiniz. Best of us kampanyası ile ilgili detaylı bilgi için http://www.olympic.org/uk/bestofus/index_uk.asp
Filmde Phelps ve Bolt’un olmayışı onların kahramandan da öte olduklarını mı ima ediyor acaba?
İşin en komik kısmı Pekin’e büyük umutlarla giden ve filmin önemli karakterlerinden Federer ve Manaudou’nun (özellikle Manaudou’nun) olimpiyattan sonra insan katına inmiş olmaları.

