
TiVo
Son 10 senede çıkan televizyon teknolojilerinin bazıları TV reklamcılığını olumsuz etkileyebiliyor. PVR, IPTV, video on demand gibi teknolojiler henüz Türkiye pazarından uzakta ancak, Amerika pazarında bu teknolojiler doğrudan kanalların can damarı reklamlara saldırıyor. Bunun sonucunda bu teknolojilerin yaygınlaşması kanalları reklam alanında yeni açılımlara gitmeye zorluyor. IPTV ve video on demand daha gelişme aşamasında iki teknoloji ancak PVR’lar (Personal Video Recorder- Kişisel Video Kaydedici) Amerika’da televizyon reklamcılığının dinamiklerini değiştiren bir teknoloji oldu. 2000’lerin başında DVR ve PVR’lar kendilerini ilk gösterdiğinde televizyoncular karşılarındaki tehditin büyüklüğünü tam olarak ölçemiyorlardı. Tehdit giderek büyüdü ve televizyon reklamcılığına en büyük darbeyi PVR teknolojisinin en gelişmiş ürünü TiVo vurdu.
TiVo izleyicilerin izleyecekleri programları istedikleri saatte, istedikleri şekilde, benzer programlarla birlikte kaydetmesine olanak sağlayan bir nevi kişisel televizyon yaratma aleti. TiVo’nun en önemli ve televizyoncuları en çok korkutan özelliği ise reklamları silebilmesi, yani izleyiciye reklamları hiç izlememe fırsatı vermesiydi. Zamanla televizyoncular ve reklamverenler arasında TiVo tartışmaları başladı. Ya bir gün kimse reklam izlemezse diye TiVo’ya savaşa açan televizyoncular, TiVo’nun artan penetrasyonu ile TiVo ile barışmaya karar verdiler. Nielsen Media istatistiklerine göre, 2008 yılı itibariyle Amerika’nın %30’undan fazlasında TiVo ve çeşitli PVR’lar bulunuyor. Ayrıca PVR sahiplerinin %60 reklamları izlemediği biliniyor. Bu korkutucu rakamlar televizyon kanallarını TiVo ile savaşmak yerine barışmaya ve TiVo uyumlu reklamcılık çağına geçmeye zorladı.
Devamı… “NBA’in Yeni Interaktif Platformu”
Etiketler: İnteraktif, NBA, PVR, Spor Yayıncılığı, TiVo

"Sakın bakma ama işte küçük Bayan "Her erkeğin fantezisi" geliyor.
Geçen hafta NTV Spor’da Liverpool- Preston maçını izlerken görüntü kalitesine aklım takıldı. Televizyon aynı televizyon, yayıncı aynı yayıncı ama görüntü kalitesinde bizim lig veya kupa maçarıyla arasında dağlar kadar fark var. Saha daha yeşil, hadi diyelim o bizim sahaların kötü zemininden kaynaklanıyor, ama formaların renkleri bile daha canlı. Kamera açıları, kameranın yakınlaşma oranları herşey daha iyi ve görüntü ve pozisyonlar çok daha net. Dediğim gibi daha HD teknolojisine falan da geçmedim. Aynı farkı Şampiyonlar ligi ve Türkiye ligi maçlarında görmek de mümkün.
Görüntü kalitesindeki bu farklılık beni Türkiye’deki spor yayıncılığı sorununa getirdi. Türkiye’de spor yayıncılığının en önemli sorunu yeterince spor kanalı olmaması. Digitürk’ten önce TRT 3 ve Eurosport’tan (ki türk değil yıllarca da türkçe versiyonu yoktu) başka spor kanalımız olmadı. Bir ara Supersport isimli bir girişim oldu ama o da kısa sürdü. TRT 3 yayın içeriğiyle bizler için belli bir anlamda tatminkardı. Sonuçta hepimiz tenisi, voleybolu, olimpik sporları TRT’den öğrendik. Ama yayın kalitesi, yorumcuları ve spikerleri çoğunlukla yetersizdi. Eurosport ise özellikle benim yaşımdaki pek çok spor tutkunun hayatının dönüm noktasıydı, hem spor bilgimi hem de ingilizcemi geliştiren en önemli kaynaktı. Ama Türk spor kanallarından bahsettiğimiz için Eurosport’u konuya dahil etmek doğru olmaz. Ayrıca bir spor tutkunu için sadece iki kanal yeterli olmaz. Türkiye’de spor kanallarının yetersizliğini düşününce keşke Amerikalı olsaymışım diyorum. Amerika’da sadece ESPN network bile Türk halkının spor açlığını doyuracak güçte.
Devamı… “Türkiye’de Spor Yayıncılığı”
Etiketler: Medya, Spor TV, Spor Yayıncılığı, Sports Marketing